28 Temmuz 2011 Perşembe

Afrika'nın kara talihini değiştirmeliyiz

Dünyanın tartışmasız en güzel kıtası olan Afrika, zihinlerimize açlık, sefalet, yamyamlık ve ölümü bekleyen kara derili insanların ülkesi olarak kodlanmış. Sömürgeci Batı'nın dayattığı bu zehirli fikrin, zihinlerden sökülüp atılması gerekiyor. Bunun için önce Afrika'ya doğru bakıp, doğru şeyler görmek ve Afrika için doğru işler yapmalıyız. Şu anda başta Kenya, Somali, Etiyopya, Cibuti ve Uganda olmak üzere bir çok Afrika ülkesi kuraklık tehlikesi ile baş etmeye çalışıyor. Daha 80'li yıllara kadar kendi kendine yeten ülkelerden biri olan Somali, ne oldu da açlığın pençesinde kıvranır hale geldi? Yeraltı kaynakları ile bir çok ülkeye parmak ısırtan bu ülkelerin halkları ne oldu da diğer ülkelere el açar hale geldi? Gerçeği biliyoruz aslında! Başta ABD olmak üzere sömürgeci Batı, Afrika'yı iliklerine kadar sömürdü. Hem madenlerini çaldı, hem de insanlarını köleleştirdi. Şimdi on binlerce güzel gözlü Afrikalı çocuk, açlıktan ve susuzluktan dolayı öleceği vakti bekliyor.

Dünyanın baş belası Batı'dan ve onun mıymıntı kurumlarından en ufak bir hayır beklemiyoruz. Ne varsa bizde var. Biz elimizi uzatacağız. Biz ekmeğimizi bölüşeceğiz. Biz suyumuzu paylaşacağız. 16 Temmuz Gençlik Hareketi'nin dediği gibi; "sınırlar sizin, Afrika bizim olsun." "Afrika'yı sömürdüğünüz yeter!" diyor gençler. Şimdi Malcolm'ın soydaşlarına destek çıkmanın, onlara omuz vermenin tam sırası. Başta yüz akımız İHH olmak üzere bir çok yardım kuruluşu Afrika'ya yardım için kolları sıvadı. Karınca kararınca buna destek olmak boynumuzun borcu. Afrika'nın kara talihini değiştirmek için şimdi tam zamanı...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

İslam'a savaş açan bir Norveçli

Norveç'in başkenti Oslo'da meydana gelen patlama ve silahlı katliam dünya gündemini bir anda allak bullak etti. Olay ilk duyulduğunda nedense herkesin aklına El Kaide ya da ona benzer bir "İslami terör örgütü"nün bu işi yaptığı geldi. Bir çok Batılı ve Doğulu haber ajansı, gazete, İnternet sitesi, televizyon, olayı Norveç'in 11 Eylül'ü diyerek verdi ki, işin failleri yine Müslümanlar imajı pekişsin. Ama işin aslı çok geçmeden ortaya çıktı. Oslo'yu savaş alanına çeviren katliamı Hristiyan bir Norveçli olan Anders Behring Breivik yapmıştı. Fotoğrafta görüldüğü gibi Breivik, medyanın çizdiği klasik terörist şablonuna hiç mi hiç uymuyor. Hristiyan, Norveç vatandaşı, borsa uzmanı, organik tarımla iştigal eden, sarışın, ideal bir Avrupalı... Ama katliam öncesi internette yazdıklarına göz atınca Breivik'in silme Müslüman düşmanı ve kara bir İslam karşıtı olduğunu görüyoruz. Ki zaten kıta Avrupası'nda Breivik'in düşünceleri çoktandır revaçta. 


Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra İslam ile terörizmi yan yana getirmeye meraklı olan Batı'nın yüzüne çarpılan okkalı bir tokat oldu Oslo katliamı. Kim terörist, kim masum ortaya çıkmış oldu. Kim suçlu, kim suçsuz görüldü. 11 Eylül bahane edilerek işgal edilen ülkeler, acımadan katledilen 1 Milyon'un üzerinde insan, kaybolan yıllar, kararan gelecek umutları, ayaklar altına alınan onur... Şimdi merak ediyorum; bu saldırıların ardından aşırı sağ görüşlü, ırkçı, İslam karşıtlarına herhangi bir takibat başlayacak mı? Breivik'e hem fikir olarak hem de dış görünüş olarak benzeyenler potansiyel suçlu, terörist muamelesi görecek mi? Terörün her türlüsüne karşı olduğumuzu söylemeye gerek bile yok ama Batı, bu olayların sonrasında bir özeleştiri yapacak mı çok merak ediyorum. Avrupa'da, Amerika'da Breivik gibi düşünen ama eline fırsat geçmediği için katliam yapamayan yüzlerce ırkçı var. Ve görüldüğü gibi bunlar sadece Müslümanlar için değil, kendi halkları için de çok tehlikeli...  
  

23 Temmuz 2011 Cumartesi

İslam dünyasının iki öksüz halkı

Tarihe not düşerek yaşamak gerekiyor şu günlerde. Her ne yapıyorsak bu eylemimiz dünya üzerinde bize ihtiyacı olan birilerine faydası olmalı. Bu yazıyı işte bu duygu ve düşüncelerle kaleme alıyorum. Yukarıdaki fotoğrafta ülkenin bayrağı görülüyor. İkisi de İslam dünyasının iki öksüz halkının bayrağı. Biri on yıllardır İsrail işgali altında yaşam mücadelesi veren, ilk kıblemiz Mescd-i Aksa'nın ev sahibi Filistin. Diğeri, on yıllardır Çin işgali altında inim inim inleyen ata toprağımız Doğu Türkistan. Terör şebekesi İsrail'in Gazze'de, Batı Şeria'da, Nablus'da neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Tüm gücümüzle, duyarlılığımızla İsrail'i tel'in etmeye, Filistin davasını sahiplenmeye devam ediyoruz. Ama aynı duyarlılık maalesef Doğu Türkistan için geçerli değil. İki yıl önce Doğu Türkistan'da şiddet olayları baş gösterdiğinde İHH Başkanı Bülent Yıldırım, "Doğu Türkistan'da Çin işgalinden bu yana 60 milyon insan hayatını kaybetti. Bu rakam Bosna'da, Irak'ta, Afganistan'da, Çeçenistan'da, Filistin'de ölenlerin on katı" demişti. "Bu saydığım ülkelere duyarlı olmaya çalışıyoruz ama ata yurdumuz Doğu Türkistan'a ne yazık ki bigane kalıyoruz." diye de eklemişti. Bu sözleri duyduğumda kendi adıma utanmıştım.

Uygur Türkleri'nin yaşadığı Doğu Türkistan topraklarından bugünlerde yine şiddet, kavga, terör ve ölüm haberleri geliyor. Gözünü kan bürüyen Çin, çekik gözlü kardeşlerimize karşı yine sistematik işkence uyguluyor. Bu zor günlerinde elimizden fazla bir şey gelmese de, Doğu Türkistan halkının yanında olduğumuzu her platformda vurgulamalıyız. Yukarıdaki fotoğraf evimin balkonundan bir kare. Ay Yıldızlı Filistin bayrağını İsrail'in Gazze'ye saldırısı sırasında Levent'teki İsrail konsolosluğu önündeki eylemlerin birinde almıştım. Hikayesini daha önce Her eylem yeniden diriltir beni adıyla yazmıştım. Diğer Ay Yıldızlı gök bayrağı ise 2 sene önceki olaylar esnasında İHH'dan temin etmiştim. Ümmetin bu iki öksüz halkının bayrağı benim balkonumda İsrail'e ve Çin'e karşı yan yana asılı kaldı. İkisi de aynı rüzgarda dalgalandı, aynı güneşte parladı. Dünya milletleri tarafından tanınmayan, kendi ülke topraklarının olduğu kabul edilmeyen Filistin ve Doğu Türkistan halkının bu haklı davalarında her daim yanlarındayız. Bu böyle biline...  

22 Temmuz 2011 Cuma

Türkiye'nin Yeni Söz'e ihtiyacı var.

Bazı haberler vardır duyduğunuz anda dünyanız başınıza yıkılır. İçinize bir kasvet çöker ve sesinizi dahi çıkaramazsınız. Benim için Dünyaya Yeni Söz gazetesinin yayınına ara vermesi böyle bir duygu oluşturdu işte. Kadim dostum Cesur Küçük arayıp verdi bu uğursuz haberi. "Vay be" dedim. "Bir gazeteye dahi tahammül edemedik..."  

9 Mayıs tarihinde yayın hayatına başlayan ve günlük olarak çıkan gazetede ben de 8 hafta boyunca yazı yazdım. Ulusal bir gazetede köşe sahibi olmanın heyecanını tüm hafta yaşadım. Yazımı Salı günü yazıp, Çarşamba tekrar son halini verdim. Perşembe sabahı İbrahim Tenekeci'ye gönderir ve acaba beğenilip yayınlanacak mı diye Cuma'yı zor ederdim. Sabah, gazeteyi bayiden aldığım gibi en az 3 kere döne döne okurdum. Bana bu heyecanı 8 hafta süresince yaşattığı için Dünyaya Yeni Söz gazetesine müteşekkirim. 

Aldığım duyumlara göre gazete Eylül ayında yeni bir isim, yeni bir yüz ve yeni bir heyecan ile yayınlanmaya başlayacak. Umarım bu haber doğrudur. Umarım gazetem tekrar okuruyla buluşur. Çünkü Türkiye'nin yeni bir söze fazlasıyla ihtiyacı var.    

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Srebrenitsa bizim acımız, utancımız...


"Zaman her şeyin ilacı" derler yalan. "Unutulur gider" derler yalan. "Oldu bitti geride kaldı" derler yalan. 

Ne güzel baktın bana, ne güzel ne güzel 
Görmedim diyar diyar görmedim senden güzel 
Sonunu hazırladık emanet ellerle 
Katliamlar yaşadın hüzünlü gözlerinde 

Seni kurtaramadık hiçbir şey yapamadık 
Yüreğim buruk yüreğim hasta 
Tam 16 yıl oldu seni unutamadık 
Affet bizi Srebrenitsa 

Her Temmuz´un 11´i yaralar kan bağlar 
Düşündükçe ağlaşır çocuklar ve kadınlar 
Bazen canavardır uygarlık denen illet 
Çağ dışı kalır bazen insanlık, medeniyet

Haluk Levent yazmış bu satırları. Daha söyleyecek bir şey bulamıyorum. 
http://fizy.com/#s/3orinc

9 Temmuz 2011 Cumartesi

İsrail Köpekleşmenin tarihini yazmaya devam ediyor.

Her geçen gün insanlıktan çıkma şansını deneyen ve bunu başaran Terör Şebekesi İsrail'in şu sıralar tek derdi Gazze'ye kimseyi sokmamak. Özgürlük Filosu'na katılan gemileri tek tek ekarte etti. Ajanları vasıtasıyla yardım gemilerine sabotajlar düzenledi. Ekonomik darboğazda olan Yunanistan'ı şantajla yanına çekerek filonun, Yunan limanlarından ayrılmasına engel oldu. Denizden Gazze'ye ulaşamayacaklarını gören barış eylemcileri havayolunu denemek istedi ama bu kez yine İsrail'in soğuk yüzü ile karşılaştı. Hiç bir Avrupa ülkesi, tek dertleri Gazze'deki insanlık dışı ablukanın kaldırılması olan bu eylemcileri, uçaklara almadı. İsrail yine sözünü dinletti. Ama artık bıçak kemiğe dayanıyor. Dünyanın başının belası şımarık çocuk İsrail, bu şekilde güvende olamayacağını iyi bilmeli. Tam bağımsız Filistin devleti kurulana kadar İsrail'e rahat yok...

5 Temmuz 2011 Salı

16 Temmuz'da Suriye için sınırlara dayanıyoruz




16 Temmuz Hareketi oyuna gelmeyecek! 
16 Temmuz Gençlik Hareketi, tüm bölgenin özgürleştirilmesine yönelik ayrım yapmıyor. Bu yüzden; Sünnisiyle, Alevisi / Şiisiyle, Hristiyanı, Kürdü, Türkü, Arabı Farsıyla tüm bölge halklarının insanlık onuru adına başkaldırısını Anadolu’dan selamlıyoruz. Anadolu halklarının birbirine düşürülmesinin ise sadece emperyalizmin işine geleceğini vurguluyoruz.

Tüm bu çağrılarımız, elbette emperyalizme hizmet eden derin güçleri rahatsız etti. Bölge halklarının bütünleşmesini savunuyor olmamız, emperyalizme ve diktatörlere karşı Sünni-Şii dayanışmasına çağırmamız mezhep çatışmasından beslenenler, etnik kavgadan, şiddetten, provakasyondan geçinenler 16 Temmuz Hareketi hakkında karalama kampanyaları başlattılar. Bizlerin katliamcı olduğumuzdan(!) tutun da saldırgan olduğumuza kadar akla hayale gelmeyecek iftiraları yayarak özellikle Alevi toplumu arasında bir korku ve tahrik ortamı üretmeye çalıştılar.

Ama bizler, ısrarla bölgesel bütünleşmeden, halkların dayanışmasından yana olduğumuzu, hareketimizi ilan ettiğimiz ilk günden beri ifade ediyoruz. Amacımızın birileriyle kavga etmek olmadığını, sadece halklarla dayanışma olduğunu savunmaya devam edeceğiz.

Haykırıyoruz:
Emperyalizmin dış müdahalesine de hayır!
Onların işbirlikçisi despotlara da hayır!

Hatırlatalım;
Suriye Devrimi'nin lider kadrosu bir devrim cumasına "Salih El Ali Cuması" ismini verdi. Devrimci kitleler de bu ismi benimsediler. "Biz Sünni'yiz, Salih el ali ise Alevi'ydi" diyerek itiraz eden kimse çıkmadı. Çünkü, Suriye halkının talepleri herhangi bir mezhebin iktidar mücadelesi değil halkın iktidarıdır.
Şiddetten beslenmediğimiz için Alevi toplumunu kışkırtmaya çalışan derin devlet uzantılarının tuzağına düşmeyeceğiz. Alevilerle birlikte bölgemizdeki tüm zulümlere karşı çıkmaya devam edeceğiz…

Emperyalizmin dış müdahalesine de hayır!
Onların işbirlikçisi despotlara da hayır!

1 Temmuz 2011 Cuma

Raid Salah Filistin'dir...

İlk kıblemiz, ilk göz ağrımız Mescid-i Aksa'nın muhafızı. Mavi Marmara aktivisti. Filistin'deki son Osmanlı. Yüzünden tebessümü eksik etmeyen yürekli bir Müslüman. Raid Salah... Terör Şebekesi İsrail'in uykularını kaçırdığı için konferans vermeye gittiği İngiltere'de, hiç bir gerekçe gösterilmeden tutuklandı. 4 gündür esir. Özgürlük Filosu'na peş peşe yapılan sabotajların ardından, bu kez Raid Salah'ın gözaltına alınması, adeta Gazze'ye sahip çıkan Filistin dostlarına bir gözdağı niteliğinde. Dün ve bugün, Filistin dostları, Salah'a destek vermek için İngiltere'nin İstanbul konsolosluğu önündeydi; Filistin bayrakları açıldı, sloganlar atıldı. 

İsrail ve onun emrindeki İngiltere bilsin ki; Raid Salah bir an önce serbest bırakılmalı ve ona karşı yapılan bu hasmane tutumdan dolayı da hem ondan hem de tüm Filistin dostlarından özür dilenmeli. Unutulmasın ki; Raid Salah Filistin'dir. Filistin tüm bir dünya...